20 Mayıs 2015 Çarşamba
google seo fiyatı ile tarih bilgileri5
google seo fiyatı ile tarih bilgileri5 evet bugün google seo fiyatı güzel tarih bilgileri çok çalıstı ve hazırladı sizin icin google seo fiyatı diyorki Böylece ajTiı anda hem Müslüman tebaa için dinî, hem de gayrimüslim tebaa için devletin koyduğu pozitif hukuk olarak bağlayı-cıhk taşıyan tam adıyla Mecelle-i Ahkâm-t Adliyye^ ilk kitabımn kanunlaştığı 20 Nisan 1869’dan 4 Ekim 1926 tarihine kadar 57 sene süreyle bütün şer’î ve nizâmî mahkemelerde geçerli kılındı (Öztürk 1973: 106). Ancak Ahmed Cevdet, bu “mutlu son”a kolay ulaşmamıştı. Paşa (1986: IV/95-7), bir taraftan ithalci eğilimin temsilcisi “müteferniçler (Batı’ya özenenler)”, diğer taraftan da hem dinî, hem de kişisel kaygılarla bu projeye karşı çıkan muhafazakâr ulemâ ile mücadele etmek zorunda kalmıştır. Mecelle heyetindeki çalışma arkadaşlanndan Karinâbâdî Ömer Hilmi Efendi, Mecellenin tedvini uğruna Paşa’nın çok nikbetlere maruz kaldığını, kâh Halcb, kâh Yanya valilikleriyle taşraya memuriyetlerinin hep Mecelleyi tamamlamasına engel olmak için ahnmış tedbirler olduğunu belirtir.’^ Bu yüzdendir ki, uzun ve zorlu bir süreçte, peyderpey hazırla
Mecelle^ Yeni Osmanlılar vc Ahmcd Cevdet gibi aktif gclcnck-clcılcnn Ö7^l yctcrlı^ne mutlak inandıkları fıkıhta hissettikleri gklî yenilik ihtiyacının ürünüydü. Gerek Yeni Osmanlılar, gerekse (k Ahmcd Cevdet’in fıkhın özscl yeterliğine duydukları inanç, W/'«’//fnin mukaddime mazbatasındaki cümleyle ifade edilmişti: ‘tim-i fıkıh ise bir bahr-i bî-pâyân olup bundan dürer-i mesâil-i lânmeyi istinbât ile hall-i mes’ele edebilmek hayliden hayli maharet ve melekeye mevkûffur” (Aktaran, Mardin 1946: 272). Genel olarak Tanzimat ricalinin Avrupa’dan ithal, seküler kanunlaştırma hareketini eleştiren Yeni Osmanlılardan Ziya Paşa ve Namık Kemal’in görüşleri de aynı yöndedir.
Ziya Paşa, içtihat kapısının kapanmasının üzerinden yedi-sekiz asır geçmiş olmasından dolayı fıkıh hükümlerinin çağdaş hayata otgu işlemlere açıkça yetmediğinden ve hükümlerinin çağın gere-|;mc göre yeniden belirlenmesi gereğinden söz eder. Ancak yapılması gereken yine “deryâ-yı bî-payan-ı şeriat”a müracaatla gerekli hükümlerin çıkarılmasıdır (Sungu 1940: 800—802). Aynı şekilde Namık Kemal (2005: 142) de “şer’î kaidelerin zamanın hükmüne uvdurulması’'nı dile getirir. Ancak “fıkhı meselelerin asrın hükümlerine uydurulması”nın fıkıh metodolojisinin gereği olduğunu belirten Kemal (2005: 323), Mecelle projesinin tamamlanmasıyla bu amacın gerçekleşeceğini belirtir (Sungu 1940: 804). Şu halde onla-nn görünüşteki içtihat talepleri, aslında fıkhı tedvin talebinin gerekçesinden başka bir şey değildi.
Şu halde Mecelle vân getirdiği içtihat veya yeniliky fîkhın sunum tarzında idi. Daha önceden Osmanlı’da muamelât-özci hukuk ala-nmda mevzuat ihtiyacı duyan Kânûnî Sultan Süleyman da İbrahim Halebî’ye Mülteka'l-Ebhur adlı eseri hazırlatmıştı. Ancak bu, fıkhın kendi yapısına uygun bir eserdi (Lybycr 1966: 155, Sava Paşa 1955: 1/118). Hâlbuki Mecellenin mcseleci İslâm hukukunu Batılı mevzuat hukuku tarzında tedvini, İslâm tarihinde emsali olmayan bir “bid’at”ti.^‘* Bu bakımdan apolojetik tutumun ürünü Mecelle
pası hukukunun bclirleyicılı^ndcn dolayı yenilesim gostcnr (Mır-din 1995: 46). Bu yenilik, başta Mısırda İsmail Paşa’nınkı olmak üzere birçok tedvin hareketine de ilham vermiştir (Öztıirk 1973: 119). Fakat Mısır’da Osmanlı’daki Ahmed Cevdet Paşa gibi bir denge unsuru olmadı^ için, tamamıyla Fransız medenî kânunu ıJe geleneksel fıkhı savunanlar arasında bir orta yol bulunamamıştır.
Mecellede izlenen yol, çeşitli kişilerin savunduğu gibi içtihat kapısının açılmasıyla yeni hükümlerin getirilmesi değil, Hanefî mezhebi içindeki görüşlerde tercihte bulunmaktır. Mecellenin tedvin çerçevesinin Hanefî fıkhıyla sınırlı olmasının, onun dinamizmini kısıtlayarak tam bir medeni kânuna dönüşmesini önlediğini ilen sürenler olmuştur. Ancak aym anda fıkha karşı seküler seçkinler kadar yıkıcı muhafazakâr ulemâ ile de mücadele etmek zorunda kalan Cevdet Paşa’nın, değil farklı mezheplerin görüşlerini almak, Hanefî mezhebi içinde zayıf sayılan bazı görüşleri alması bile muhalif ulemânın şiddetb tepkisini çekerek bir süre için görevinden uzaklaştırılmasına yol açmıştı (Aydın 1996: 52).
Fıkıh tarihinde bir dönüm noktasını teşkil eden Mecellenin başarısı, uzun yıllar tartışılmaya devam etmiştir. Örneğin II. Meşrûtiyet dönemi Batıcılanndan Celal Nuri (1331: 72, 80), Mecelle nen telifinin içtihat ihtiyacını daha da arttırdığı kanaatindeydi. O, Mecelleyi hazırlayanların geçmiş büyük mezhep imamları gibi yeni içtihat yoluna gitmek yerine sadece Hanefî mezhebinin görüşleriyle bağb kalmalarını eleştirir. Ona göre Imâm-ı A’zam ve Şâfı’î gibi mezhep imamları kendi zamanlarının ihtiyaçlarına tam anlamıyla karşılık veren yetkin içtihatlarda bulunmuşlardı. Ancak bu içtihatların bugünün ihtiyaçlarına cevap vermesi mümkün değildi. Harta bugün Imâm-ı A’zam yaşasaydı kendi içtihatlarının aynen tatbikine kızarak bizi yeniden içtihatta bulunmaya teşvik ederdi. “Eim-mc-i erbaa devrinden beri gerek muamelât-1 nâs, gerek ahkâm-ı hukukiye pek ziyade tebeddül etmiştir... İşte bu dakikayı idrak etmeyip münhasu^n eski ictihâdâta kânun şekli verdiğinden dolayı Cevdet Paşanın teşebbüsüne irtica’ demekte tereddüt etmem vc ısrar ederim.
Bu konuda bir inceleme yapan M. R. Belgesay (1947: 8—9)’a gorc bugunku hukukun önemli bir kısmı da Mecelle n\n musellemât say'dıgı bu kaidelere dayanır: “Bu kaideler, “tabii hukuk”a ve modem hukukun hayli münakaşalardan ve tekâmülden sonra ulaştığı prensiplere son derece uygundur.” Daha sonra Belgesay, bu kaideleri reker teker alarak modern hukuka uygunluğunu göstermiştir. Yeni OsmanlIların peşinde olduğu tabii hukukun ifadesi bu külli kaideler, hâkimler için medeni hukuka ilişkin davalarda bir yargı ûlçutu sayılmamışsa da İslâm hukukunda kendilerine geniş bir hareket serbestisi tanınan idare memurları için bir eylem düsturu, vanı, siyasa-oluşturmada kılavuz ilkeler olarak kabul edilmiştir. Avnca Mecelle mazbatasında bu kaideler, içerdikleri hikmet dolayı-sı\ia Allah’a yaklaşmak, işlerinde başarıya, sosyal hayatlarında refah ve huzura kavuşmak isteyenler için de hareket normları olarak tavsiye edilmiştir.
Diğer taraftan Mecelle^ İslâm ve Roma hukukları arasındaki etkileşimin yönü hakkında sürpriz bir iddianın ortaya çıkmasına yol açmıştır. “Code Napoleon” da denen Fransız Medeni Kânunu, Napoleon’un 1798—1801 yıllarındaki üç vıllık Mısır işgalinden döndükten sonra yürürlüğe sokulmuştu. Osman Nuri Ergin’in Sait Bey’den aktardığına göre Napoleon, Medeni Kânun’u, Mısır’da incelettiği İslâm hukukundan yararlanarak hazırlamıştı.*^ Sait
Sait Bey’in Hukûk-t Siyasiyye-i Osmantyye adlı eserinden iktibas yapan Ergin (1977: 1/ 264), onun kimliği konusunda büp vermemektedir. Ancak bu, Ergin’in aynı sayfanın üstünde de tasrih ettiği g^ibi, Alî Paşa’nm Sivil Kodün Arapça nüshasının çevrilmesi işini havale ettiği Damat Saıd Paşa değildir. Bu, adı geçen eserin yazan muhtemelen Mekteb-i Hukuk fıkıh müderrisi
414 GeimtksekiHk
Beye göre o vTikitlerde Mısır’da pek çok İslâm âlimi vardı. Nap^. Icon, onlann fıkıh konusundaki eserlerini toplattırarak ve Avrupa-Uların ürettiği bir takım yeni incelemeler ile karşılaştırarak Co4f Naf>oleon\x vücuda getirmişti. Ayrıca o zaman Mısır’da gördu^ jg. lâm adliye teşkilatından da etkilenen Napoleon, Fransız mahkemelerinin teşkilatında da burayı örnek almıştı (Ergin 1977: 1/264-5)
Nitekim Hıfzı Veldet V'^elidedeoğlu (Tanzimat 11940: 195) da Mecelle ile Medeni Kânun arasındaki benzerliğe dikkat çeker: “Ancak muhakkak olan bir şey varsa o da, Mecelle’nin bazı hükümleriyle Fransız Medeni Kânununun bazı hükümleri arasındaki benzerliktir ki, sistem itibariyle birbirinden tamamen ayrı bulunan bu iki kânunun bazı hükümlerinde tesadüf olunan bu müşabehet şâ-yân-ı dikkattir.” Doğal olarak Mecelle mn Medeni Kânun’dan değil, tam aksine Medeni Kânun’un Mecelle cim tedvin ettiği İslâm hukukundan alınma ihtimali Velidedeoğlu’nun akbna bUe gelmez. Ona göre Mecelleyi hazırlayan kadronun formasyonu bakımından Fransız Medeni Kânunu’ndan etkilenmesi mümkün değildir; bu durumda aradaki benzerlik, )”a Islâm ve Roma hukuk sistemlerinin tarihî etkileşimleri veya objektif toplumsal ve hukukî gelişmenin, çeşitli hukuk sistemlerini ortak bazı kurum ve esaslarda buluşturma ihtimaliyle açıklanabilir.google seo fiyatı sundu.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder