google seo fiyatı ve insan ile islam bilgisi92
bugün sizlere en güzel yazıları yazan google seo fiyatı diyorki îanlara aJdanmamalıdırlar. Çünki, Islâm tarihinde Alevi, inı'çatışması diye birşey yokdur. Şî’î Sünnî çatışması da, sıya-emperyalist düşüncelerle olmuşdur. Sünnîler, Şîîlerin haks^ İukJannı. kitâblarında isbât etmişlerdir. Bu kitâblarda Alevî-;re saygı göstermişler, onları çok sevmişlerdir. Alevî ismini laşlarmm üstünde taşımışlardır. Çünki Alevî demek, Seyyidler /e Şerifler demekdir. Ya’nî Peygamber efendimizin soyundan alanlara Alevî denirdi. Bu Alevîler sevilmez mi? Elbet, hepimiz fok severiz. İslâm düşmanları, müslimânlann Alevîleri çok sevdiklerini görünce, müslimânlan aldatmak için hurûfîlere Alevî dediler. Hurûfîler, dört halîfeye ve hazret-i Mu’âviyeye la’net ediyorlar. Hazret-i Mu’âviye “radıyallahü anh”, Peygamber efendimizin Esbabındandır. Hem de kayın birâderidir. Ya’nî Peygamber efendimizin Ehl-i beytindendir. Hazret-i Ömerin ve toet-i Osmânın ve hazret-i Alînin halîfelikleri zemânmda, SamvâKsi olan ve Rum orduları ile cihâd eden bir İslâm mücâ-nididir. Hazret-i Hasen, hilâfeti kendi arzûsu ile hazret-i Mu âviyeye bırakdı. Onu halîfe olmağa lâyık görmeseydi, hilâfeti bırakmazdı. Onunla harb ederdi. Hazret-i Hasen, lâyık ol-nnyan birine hilâfeti bırakdı, demek, hazret-i Haseni kötülemek olur.Peygamber efendimiz (Eshâbımı seviniz! Eshâbuna düşmanlık «den, bana düşmanlık etmiş olur) buyurdu. İşte biz hakîkî müslimân-lar, hazret-i Mu’âviyeyi bunun için çok seviyoruz. Ehl-i beytden olduğu için de Onu çok seviyoruz. Çünki, biz hakîkî müslimânlar, Muhammed aleyhisselâmın Ehl-i beytini çok severiz. Mezhebsizler de, hazret-i Alînin Ehl-i beytini sevdiklerini söylüyorlar. Ehl-i beyti, hazret-i Alî için seviyorlar. Biz hakîkî müslimânlar ise, Muham-nıed aleyhisselâmın Ehl-i beyti diyoruz. Ehl-i beyti, Muhammed Meyhisselâm için, seviyoruz. Hazret-i Alîyi de, Ehl-i beytden olduğu için, çok seviyoruz. cuı • u
Kendileri ce/âlarını bulurken, Ehl-i beyt imâmlannın “r hi teâlâ aleyhim ecma’în” da incinmelerine sebeb oldular Hazrel-i Mu’âviyc “radıyallahü anh” Ehl-lara çok saygı gösterirdi. Bunlara hcdiyye verirdi
Ehl-i beyt torunlarından birkaçına saygısızlık yapanlar^ nemez. Kâfir denemez. Çünki, bu torunlar arasında da, birbiıj ne saygısızlık, hattâ işkence edenler, hattâ iftirâ edenler old^ nun için, hiçbirine dil uzatamayız. Dinde bizlerden önceolaıd^ kusûrlannı konuşmamız doğru değildir.
Yurdumuzdaki müslimân aleviler, mezhebsizlerin çirkin lanndan münezzehdir. Onlann çirkin, kötü sıfatlanın belim için, târîhden bir vesika vermeği uygun buluyoruz:
Osmânlı devletinin şeyh-ül-islâmlannın elliyedmcisi Yenişd; Abdullah efendinin (Behcetül-fetâvâ) kitâbındaki ferv^âsındafe: ki, (Müslimânlarm anası, Âişe-i Sıddikaya “radıyallahü anbâk eden, ya’nî zinâ etdi diyen ve hazret-i Ebû Bekrie, hazret-i(k: söğen ve la’net eden ve halife olduklarma inanmıyan ve Bü-kirâmdan çoğuna kâfir diyen ve oniki imâm, Peyg^berlerdMİ hâ üstündür diyen ve Ehl-i sünnet olan müsliraânJan öldürffii mubâhdır, diyen ve bunlar gibi daha nice küfre sebeb olanb® inançları olan bir kimse, İslâm milletine, dâhil midir, değil mi® Bunlarla harb etmek meşrû’ mudur ve öldürülenleri ne
Cevâb: îrânm, Irakın ve Sûriyenin ba’zı yerlerinde bulunanli'^ rûffler, millet-i islâmdan hanedirler. Mürted sayılırlar. Onlarla harb etmek vâcibdir. Lüzûm ve fâide görülmedikçe, kendi hâlk''^ ne bırakılmaları caiz değildir. Ölüleri Cehennemlikdir. Cenaze mâzları kılınmaz. Müslimânlarm mezârhklanna gömülmezler.) İki sahîfe sonraki fetvasında buyuruyor ki;
Cevâb; (Seyyid denilmesi, bir insanı mürted oJmakdan maz). Ehl-i sünnet düşmanlığında aşırı gidenlere seyyid diyof^^ Bu seyyidler, hakîki seyyid değildir.
Allahü teâlâ, yurdumuzda bulunan sünm've alevî ismindeki <!''' kardeşlerimizi, bozuk, bölücü sözlere aldanmakdan korucun He
pimizin hak yolda, doğru yolda birleşmemizi, sevişmemizi nas'^ eylesin! Amîn. ^«lenıızı
İmân İLE ÖLMEK İÇİN KARDEŞİM EHL-İ BEYT İLE ESHÂBI SEVMELİSİN ÖNSÖZ
Allahü teâlâya hamd olsun! Resûlullaha salât ve selâm olsun! Onun temiz Ehl-i beytine ve âdil, sâdık, mücâhid Eshâbmın herbi-rine,hayrlı düâlar olsun!
Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, ümmetinin yet-mşüç fırkaya aynlacağım, bunlardan yetmişild fırkadakilerin, ûnânlan bozuk olduğu için. Cehenneme gideceklerini, geri kalan ^^^^^^<l^^dlerin îmân sebebi ile Cehenneme girmiyeceklerini bildirdi. Bu yetmişiki hrkanm en kötüsünün Eshâb-ı kirâma iftirâ edenler, onlan sevmiyenler olduğunu, İmâm-ı Rabbânî (Mektû-Mt) kitâbında bildirmekdedir. Bunlar, Peygamberimizin Eshâbı-^ ndyânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” çoğuna düşmandırlar, unlan kötülerler. Bunların ne oldukları, ne zemân ve nasıl meydâna geldikleri, nasıl çalışdıklan, islâmiyyete yapdıklan zararlar, bu btâbımızda bildirilmişdir.
Islâm târihinde kanlı olaylara sebeb olan ve kardeşi kardeşe düşman eden bu sapık kimseler, zemân zemân azdı ise de, İslâm sultânlanndan Timûr hân ve Yavuz Sultân Selim hân, bunların ce-zâlanm vermiş, kıpırdayamıyacak bir hâle getirmişlerdir. Fekat, au uyur, düşman uyumaz. Aziz vatanımızda, asrlardan beri râhat rahat ibâdetlerimizi yaparken, son senelerde bunların ism değişdi-rerek ötede beride baş kaldırdıkları, konuşmalar yapdıklan, İngiliz ve yehûdî kâfirlerinin teşvik ve yardımı ile, kitâb ve mecmû’a Cikarma&a haşladıkları eörülmekdedir. Milleti aldatmak ve genç-
yazüanm bildirip, herbirini, en kıymetli kitâblardan lam vesikalarla çürütmek istedik. Böylece, kırkdört maddelü] kitâb meydâna geldi. Akili, insâflı ve anlayışlı gençlerin, bu kitâiı mızı dikkat üe okuyunca, vicdânlarından gelen mukaddes uyarak bölücülere aldanmıyacaklarmı kuvvetle ümmîd ediyon AbdüUah bin Sebe’ yehûdîsinin bölücü ve yıkıcı sözlerine aldaD» 1ar, zemânla azahnakda iken, FadluUah isminde Irânh bir zıni tarafmdan, ilâveler yapılarak, (hurûfîlik) ismi altında yayılmaji başladı ve şâh İsmâ’îl Safevî tarafindan desteklendi ise de,süııııî« şî’î müslimânlan aldatamadılar.
Allahü teâlâ, hepimizi, Ehl-i sünnet âlimlerinin ratoetulal teâlâ aleyhim ecma’îh” bildirdikleri doğru îmândan ve bu buyul lerin ışıklı yolundan ayırmasın! Mukaddes dînimizi dünya lanna âlet eden câhiUerin yalanlarına, iftirâlanna aldanm aı korusun! Sevişerek, elele vererek, dînimizin ve kanunları^ gösterdiği yolda çalışmamızı, mubârek vatanımızda râhat ve n içinde kardeş olarak yaşamamızı nasîb eylesin!
Kâürin topu çok, hilesi çok, azâbı çokdur. Müzminin Umi çok, hayâsi çok, râhatı çokdur.
Yeri, gökü yaratan, ağaçlan donatan. Çiçekleri açdıran, bir AUahdir, bir AUah! Allah her yerde hâzur, ne yaparsan O görür. Ne söylersen işitir, vardir, birdir, büyükdür. Biz Allahı sereriz, her enirini dinleriz,
Beş vakt nemâz kılar. Ona isyan etmeyiz. Sîzlere akıl verdi, doğru yolu gösterdi, İslâmiyyete uymayan, ateşde yanar dedi. Kur’âna îmân eden. Peygamberi izleyen. Dünyâda mes’ûd olur. Cehennemden kurtulur* Mü*min iyi huyludur, herkes
İmân İLE ÖLMEK İÇİN KARDEŞİM EHL İ beyi İLE ESHABI SEVMELİSİN
Elimize bir mecmû’a ile, bir kitâb geçdi. Birisi, 1967 sonbehâ-ında basılmış bir mecmû’a idi. Sahîfeleri, siyâsî ve târihî yazılar-adolu idi. Bu yazılar şaşılacak birşey değildi. Herkes düşüncesinle hürdür. Fekat, birkaç sahîfesi, hazret-i Osmân zemânındaki, îemenli bir yehûdî dönmesinin sözleri, yalanları ve iftirâlan ile dolu idi. Eshâb-ı kirâma “ndvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” dil uzatıyor. Müslimânlarm kalblerine zehrli hançer saplıyordu. Bu kasdiı yazılar, bir düşünce değildi. Yıkıcı, bozguncu propaganda idi. Bir suçdu. Koyun postuna bürünmüş, kurt hikâyesini andın-yordu. Gençler bunlan okuyup doğru sanacaklar, kardeşler, birbirlerine düşman olacaklardı. Ahbâblanmızın bizi zorlamakda haklı olduklannı anlamış olduk. Sevgüi vatandaşlarımızı uyandırmak. doğruyu yalandan ayırmak vazifesi karşısında bulunduğumuzu anladık.
Kitâba gelince, beyâz kâğıda basılmış, bez cildli, altm yaldızlı, ilgi çekici bir de ism taşımakda idi. 1968 de îstanbulda basılmış. Öndeki fihristi kitâb hakkında bilgi verecek şeklde değildi. Sahîfeleri-ni çevirdik. Bir ilmihâl kitâbı idi. Hem de, ince mes’elelere dalmış. Bunlann içinden nasıl çıkabildiği merak edUecek şeydi. Bir de ne görelim? Hazret-i Osmân zemânındaki, Abdüllah bin Sebe’ ismindeki, Yemenli bir yehûdî dönmesinin sözleri, çok kimsenin anhya-raıyacağı bir kılığa sokulmuş. Sinsice sahneye çıkanlmışdı. Yâ Rab-bî! Bu ne cinâyet idi. Gençliğe, şekerle kaplanmış bir zehr sunul-makda idi Hem de, çok emek verilmiş. Mehâret ile hâzırlanmış. Fpkat Ho/aiı oek fazla! Buna da cevâb vermek lâzım göründü. Hat-
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder